|
Barınma
Yayladere ilçesindeki evlerin çogu yığma taştan
yapılmış olmakla beraber son yıllarda yapılan binalar tuğla ve betondan
yapılmıştır. Evlerin hepsi çatılı ve çatılar soğuk kış şartlarına uygun olan
ince metal saç ile kaplıdır.
Evler iki katlı olup alt katta ahırlar bulunur evlerin
iki kapısı var bunlarda biri alt katta ahırların bulunduğu bölüme açılır diğer
kapıdan evin giriş kapısıdır.
Evin içindeki duvarlara (sağ) denilen badana yapılır. Bu
bir çeşit beyaz topraktır. Ve sadece belirli bölgelerde bulunur. Tavanlar cisir
denilen düzgün kesmli ağaçlarla kaplanmıştır. Son yıllarda ters tavan yapılan
evlerin sayısı artmıştır. Evler genelde üç oda ve bir salondan oluşur. Evlerdeki
mutfaklar oldukça geniştir. Yemekler genelde mutfakta yenir, ayrıca mutfakta
ocak bulunur ve ekmekler bu ocakta yapılır.
Evlerin iç donanımı geleneksel bir görüntüden çıkmıştır.
Oturma odalarındaki sırtlıkların ve minderlerin yerini kanepeler almıştır.
Televizyon, telefon, radyo vb… gidi cihazlar oturma odasında bulunmaktadır.
Bütün odalar genelde halı ve kilimlerle serilidir. Özellikle oturma odasinda
duvar halıları ve resimler asılıdır. Ayrıca ilçedeki halkın çogu alevi olması
nedeni ile Hazreti Ali' nin fotoğrafları asılıdır.
Evin bütün odaları soba kuruludur. Odun ve tezek yakacak
olarak kullanılır. Mutfaktaki soba ve ocaklar hem ekmek, hem de yemek yapmak
için kullanılır.
Yayladere ilçesinde elektriksiz hiçbir ev
bulunmamaktadır. 1984 yılında ilçeye elektrik gelmiştir. Elektrik gelmeden önce
çıra, gaz lambası, lüküs gibi araçlarla aydınlatılma yapılıyordu. Hala elektrik
kesintileri olduğu zaman bu araçlar kullanılmaya devam e-
dilmektedir.
İlçe içme suyu açısından oldukça zengindir. İlçede birçok çeşme ve kaynak suyu
bulunmaktadır. Bütün evlere su tesisatı döşenmiştir. Çoğu evde belediyenin
getirdiği şebeke suyu bulunmakla birlikte bir kısım hanede kendi kaynaklarıiyla
evlerine su getirmiştir. Sulama içinde yine çeşme suyundan faydalanılmaktadır.

Bayramlar, Özel Günler ve Ziyaret Yerleri İlçede
hem resmi hem de dini bayramlar kutlanmaktadır.
RESMİ BAYRAMLAR
Bu bayramlarda düzenlenen resmi törenlere tüm halk
katılır ve ögrenciler tarafından gerçekleştirilen gösteriler seyredilir. Daha
sonra resmi kurumlara bayram ziyaretleri gerçekleştirilir.
DİNİ BAYRAMLAR
İlçede dini bayramlara hazırlık birkaç gün önceden
başlar. Hanımlar temizlik yaparlar. Tüm ev baştan aşaği temizlenir. Bayramdan
bir gün önce yani arife günü yemekler yapılır. Tatlılar hazırlanır. Bütün halk
mezarlığı ziyaret eder. Arife günü mezarlık oldukça kalabalık olur. O gün şeker,
kuruyemiş gibi şeyler mezarliğa götürülür ve orada dağıtılır. Bayram dolayısıyla
il dışından ilçeye birçok kişi gelir. Bunlar bayramlarını akrabalarının yanında
kutlarlar. Bu yüzden ilçenin nüfusu bayramlarda artar.
Bayram sabahı ilçenin küçük büyük tüm erkekleri bayram
namazı kılarlar. Namaz bitince herkes evine döner ve bayramlaşırlar. Ortalama
namazdan bir saat sonra bayramlaşmak için evler dolaşılmaya başlanır. Gidilen
evlerde şeker ve kolonyanın dışında yemek ve tatlı da ikram edilir. Çocuklar
şeker toplar.
Bayram günleri uyumanın iyi olmadığını düşündüklerinden
dolayı tüm ev halkı o gün erken kalkar.
Kurban bayramında ise maddi durumu iyi olanlar kurban
keser, kurbanı bazıları arife günü bazıları da bayramın ilk günü keserler.
Kurban öncelikle fakirlere ve komşulara dağıtılır.
Bayramın genelde ilk günü yoğun olarak geçer. Bu
bayramın bir özelliği de yardımlaşmanın yoğun olmasıdır.
YILBAŞI
İlçede son yıllarda kutlanmaya başlanmıştır. Çünkü
bundan önceki yıllarda hicri takvime göre yılbaşı kutlanıyordu. Yilbaşında özel
yemekler hazırlanır. Akrabalar ve komşular bir evde toplanır ve geç saatlere
kadar sohbet eder; eğlenirler.
GOGEND (HİCRİ YILBAŞI)
İki genç karik ve pirik denilen yaşlı kadın ve erkek
kılığına girerler. Yanlarına birkaç kişi ve ayrıca bir de heybe alıp ev ev
dolasarak erzak toplarlar. Sonra toplanan yiyecekler bir evde hep beraber yenir.
Genelde bu eğlenceye gençler katılır.
Ayrıca kızlar bir evde toplanıyorlar ve çorba
yapıyorlar. Yapılan çorbanın içine üç parça ufak ağaç kerteleyip atıyorlar.
Agaçlardan birisine deli ağaç, birisine risk ağacı ve diğerine de rençber
deniliyor. Kimin kasığına bu ağaçlar gelirse hakkını kabul ediyor.
VARTI VAR (GÜL ZAMANI)
Varti Var yöreye özgü bir nevi bayram, ziyaret ve
eğlencedir. 25 Temmuz' da Yayladere merkezi ve köyleri; ayrıca çevredeki diğer
komşu köylerdeki insanlar Sülbüs' de toplanır. (Sülbüs ilçenin en yüksek dağı
ayrıca ziyaret yeridir.) Sülbüs' e gitmeden önce herkes evinde kete denilen
yağlı ekmeği pişirir ve Sülbüs'e götürür. Bunların dışında kurbanlar kesilir,
dualar edilir, zikir yapılır, halk oyunları ve cirit oynanır. Giden halk Sülbüs
Dagi' nda üç gün kalır. Bunların kimisi eteğinde kimisi ise dağın tepesinde
kalmaktadır. Dağın tepesinde kalanların amacı güneşin doğuşunu seyretmektir.
Fakat günümüzde Varti Var kutlanmamaktadır.
ZİYARETLER
SÜLBÜS ZIYARET YERİ: Kutsal bir dağ olduguna inanılır.
Herkes oraya gidip dualar ve zikirler eder. Ayrıca kurbanlar kesilir ve adaklar
adanır. Sülbüs halk için çok büyük bir öneme sahip bir ziyarettir. Sülbüs' de
belirli bir taşın altında (taverik) denilen ve yerli halkça kutsal sayılan bir
tür toprak bulunmaktadır. İnsanlar bu topraktan tadımlık alıp yemektedirler.
Yine bu taşın altında mumlar yakılıp adaklar adanmaktadır.
Halk arasında Sülbüs' deki ziyaretle ilgili birçok
hikâye anlatılmaktadır. Bu hikâyelerden birçoğu yaşanan olayların nesilden
nesile aktarılması ile günümüze kadar gelmiştir. Örneğin:
Silamane Gule adindaki kişiye o dönemin önemli
derebeylerinden Mire ihanet ettiği şeklinde iftira atılıyor ve Gulabin ‘i asmak
için Mir'in adamları onu alıp götürüyorlar. Sülbüs'ün önünden geçerken Gulabin “
Benim Mire hilem varsa ocağım yıkılsın, yoksa bunu Mir'e göster” diye dua
ediyor. Bu arada Mir'in evinin üzerinde bir bulut toplanıyor ve Mir ‘in evinin
üzerine yıldirım düşüyor. Evinin yarısı yıldırımla yıkılan Mir Gulabin ‘i
karşılamaya gidiyor ve onu serbest bırakıyorlar.
NUR DEDE (Sixarun) ZIYARET YERİ: Korlu köyünde bulunan
bu ziyaret yeri; keramet sahibi bir dedenin türbesidir. Anlatılanlara göre Nur
dede (Sixarun) o dönemin padişahları tarafından Orta Asya da bu bölgeye
rençberlik etmesi ve buradaki halka yol göstermesi için gönderilmiştir. Korlu
köyüne yerleşen Nur dede halk arasında oldukça sevilip sayılıyormuş. Bir gün
Sultan Yavuz Kubay Çan köyüne geliyor ve orada atının bacağı kırılıyor. Sultan
Yavuz Nur dedenin atını iyileştirebileceğini öğreniyor. Ve Nur dedenin yanına
iki asker gönderiyor. Askerler Sixarun'un yanina geldiklerinde onun bahçede
salatalık ektiğini görüyorlar. Nur dede bir yandan salatalık ekerken bir yandan
ektiği salatalıklar meyve veriyormuş. O bu salatalıklardan iki tanesini
askerlere veriyor ve sultanın yanına gidene kadar yemeyin diyor. Fakat
askerlerden biri salatalığın birini yiyor ve ölüyor. Mevsimlerden ilkbahar
olduğu için akarsular oldukça gür akıyor. Nur dede akarsudan karşıya geçebilmek
için hırkasını çıkarıp suyun üzerine atıyor ve karşıya geçip sultanin yanına
gidiyor.
Sultan “ atamın ayağı kırıldı. İyileştirebilir misin?
Diye Nur dedeye soruyor. O da atın yanına gidiyor ve ayağına dokunup
iyilestiriyor.
Sixarun'un kerametlerini gören Bamasur (o dönemin
bilginlerinden biri) Sixarun'a senin adin Nur dede olsun diyor.
Bir gün dört kişi Nur dedenin yanına geliyor ve “bize
keramet göster, müridin olalim” diyorlar. O gece Nur dedenin evinde uyuyorlar.
Sabahleyin uyandiklarinda kendilerinin aynı yerde, onun ise evin başka bir yerde
oldugunu görüyorlar. Bunun üzerine Nur dede onları çocukları diye yanına alıyor.
Nur dede öldüğü zaman ona bir türbe yapılıyor. Türbesi şu an Korlu köyünde
bulunmaktadır.
Hıdır İlyas: Çalıkağa köyünde bulunan bu ziyarette yine
keramet sahibi bir dedenin ziyaretidir. Bu ziyaretin hikâyesi de halk arasında
anlatılarak günümüze kadar gelmiştir. Buna göre:
İlçenin yakınlarındaki bir köyde hatırı sayılır bir
beyin kızı hastalanır ve birçok doktora götürülür fakat bir sonuç elde
edemezler. Bir gün birisi Çalık Ağa (Herdif) köyünde Hıdır İlyas adında birinin
yaşadığını ve hasta olan kızına onun yardımcı olabileceğini söylüyor. Bunun
üzerine her tarafta kar olmasına rağmen kızaklarla hastayı Hıdır İlyas'ın evine
götürüyorlar. ( Rivayetlere göre kendisinin fakir olduğu ve misafirlere ikram
etmek için karı eline alıp mantar haline getirdiği söylenir.) Hasta kızın durumu
Hıdır İlyas' a anlatılır ve oda elindeki asa ile kıza dokunur, asa elinde çatlar
ve kiz iyileşir. Hıdır İlyas bu asayı kızın babasına verir. Ona “ bu asayı götür
ve bir kuyumcuda gümüş bilezik taktır. Fakat asaya çivi çakmasınlar “ der. Daha
sonra adam asayı kuyumcuya götürür ve olanlari anlatır. Çivi çakılmamasını
söylemesine rağmen kuyumcu asaya çiviyi çakar ve asadan kan fiskirir ve bu
sırada kuyumcunun oğlu ölür. Ve asada ortadan kaybolur. Aradan uzun yillar
geçtikten sonra Hıdır İlyas ölünce nası ilk patika yolun alt tarafına gömülür.
Üçüncü gün mezarlığa gelindiğinde ise mezarın yolun üst tarafına taşındığı ve
üstünde güllerin açtığı görülür. Bu güller hala mezarın üzerinde bulunmaktadır.
CONAGE ZİYARET YERİ: Sarıtosun mahallesinde bulunan bu
ziyarete keramet sahibi iki kardeşin yattığı söylenmektedir. Fakat bu ziyaretle
ilgili kesin bir bilgi yoktur. Bu ziyaretin diğer ziyaretlerden farkı giyinilen
kıyafet ve adanılan adaktır. Yani bu ziyarete gidilirken siyah kıyafet giyilmez.
Adak olarak horoz götürülür ve horoz kesilmeden oradaki insanlara verilir. Hem
bu ziyarette hem de diğer ziyaretlerde eğer rahatsız olan biri varsa ve
iyileşmek için gidiyorsa rahatsız olan kişi ziyaretin yanında rüyaya yatar.
Konya Sur : Bölgede bazı çeşmeler kutsal sayılır. Bu
çeşmelerden biride Konya Sur yanı kırmızı çeşmedir. Bu çeşmede sarı saçlı bir
kızın sürekli olarak varlığından bahsedilir. Bazı kişiler bu kızı gördüklerini
anlatırlar. Bu yüzden burası da kutsal sayılıp kurbanlar kesilir.

EVLİLİK
Kız İsteme, Söz, Nişan
Yayladere ilçesinde özellikle günümüzde genç kız ve
erkekler genel olarak birbirlerini önceden görüp kararlarını verirler. Buna
rağmen görücü usulü evlilikte bu zamana kadar etkisini kaybetmeden süre gelen
bir gelenektir.
Görücü usulünde genellikle tavsiye üzerine erkeğin
annesi, ablası gibi yakınları kızı görmeye giderler ve kız her açıdan incelenir.
Beğenilirse delikanlının kızı görmesi sağlanır. Delikanlı ve kız birbirlerini
beğenirlerse, erkek tarafının hanımları kızın ve ailesinin görüşlerini alırlar.
Kız tarafı olumlu olursa erkek tarafı haber vererek kız istemeye gider. Kızı
istemeye erkeğin annesi, babası, birinci dereceden akrabaları ve hatırı sayılan
kişiler gider. Yine kız tarafından kızın akrabaları ve yakınları orada
bulunurlar. Bir süre sohbet edildikten sonra “Allah ‘in emri ve peygamberin
kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz.” denir kız tarafı kızlarını vereceklerse
kızın babası“ Kader olmuşsa bir şey diyemeyiz “ diyerek razı olduklarını
bildirir. Sonra kız tarafından istekleri sorulur. Kiz tarafı istediklerini
söyler. Eskiden mutlaka başlık parası alınırdı, fakat günümüzde alınmamaktadır.
Bunun dışında bazı ailelerin anne için süt hakkı isteği olur. Süt hakkında erkek
tarafı kızın annesine veya kardeşlerine altın bilezik vb. değerli eşyalar verir.
Bazen kızın istemesinin hemen ardından şerbet içilip söz
kesilir. Bazen de söz kesme, isteme olayından birkaç hafta sonra yapılır. Söz
kesmeden kısa bir süre sonra nişan yapılır.
Nişanın Amacı : Verilen sözü belirtmek,
çevredeki insanlara duyurmak ve gençlerin evlilikleri ve gençlerin evlilikleri
için hazırlık yapmalarına imkan vermektir.
Nişan genelde kız tarafında yapılır. Yine şerbet
Eğlenceler düzenlenir. Hatırı sayılır bir büyük tarafından kıza ve delikanlıya
nişan yüzükleri takılır.
Toplum yapısının düz bir çizgi değil de, döngüsel bir
çizgi izlemesinin onun sosyal yapısında sürekli bir yenileşme, değişme ve
gelişmelerin olduğu belirtilmektedir. Toplumdaki sos yo – kültürel değişmelere
paralel olarak eş seçiminde değişmeler olmuştur. Böylece toplumumuzda
modernleşme süreci ile birlikte, evlenecek olan tarafların kendi iradeleri
doğrultusunda bir araya gelip anlaşarak hayatlarını birleştirmek konusunda daha
özgür davranabildiklerini belirtebiliriz.
İlçede anne babanın izni olmadan kaçarak evlenenlerin
sayısı azdır. Genelde kız kaçırmaya olumlu yaklaşılmaktadır. Bu olay hoş
karşılanmamaktadır.
Düğün
Genelde nişanın uzamamasına dikkat edilir. Nişandan kısa
bir süre sonra düğün yapılır. Düğünden birkaç gün önce akrabalar yakınlara haber
verilir, düğüne davet edilir. Normalde ilçede düğünler üç gün sürüyor fakat
günümüzde ekonomik yetersizliklerden dolayı bazıları düğünleri bir güne
sığdirıyor ve düğün salonlarında yapıyorlar.
Bunların dışında normalde üç gün süren düğünün birinci
günü hayvanlar kesilir yemekler yapılır. Damadın yakın akrabaları davul zurna
eşliğinde atlarla evlerinden alınarak damat evine getirilir ve orada geç
saatlere kadar halaylar çekilir.
İkinci gün gündüz yine davul zurna eşliğinde eğlenirler.
O gece kına gecesidir. Kına gecesinde erkek tarafından seçilen berbu (yenge)
denilen üç kişiye yöresel kıyafetler giydirilerek ata bindirilir ve ilçede
dolastırılarak kız evine getirilir.
Kına gecesi için hazırlık yapılır. Gelinin başına
kırmızı bir pusi ve tülbent örtülerek odanın ortasına oturtulur. Genç kızlar
ellerine mumlar ve kınayla gelinin etrafında şarkı söyler ve oynarlar. Genelde
gelin ağlatılmaya çalışılır. Ardından berbu yani yengeler tarafından geline
kınalar yakılır. Gelinin avucuna kınayla birlikte demir para konulur ve üç defa
bu para çocuklar tarafından kaçırılır. Kına yakıldıktan sonra bir süre
eğlenceler devam eder. Daha sonra damat tarafına gidilir. Damadı misayi (sagdiç)
hazırlar. Damada da kına yakılır ve eğlenceler geç saatlere kadar sürer.
Dügünün son günü yani üçüncü günü “ gelin çıkarma “ dir.
Berbular davul zurnayla kız evine giderler. Daha önceleri yöresel kıyafetler
giydirilerek süslenen gelinler günümüzde gelinlik giymeyi tercih etmektedirler.
Gelinlik giyen kızın babası ya da agabeyleri tarafından beline kemer (kurdele)
bağlanır gelin evden çıkmadan önce gelinin çeyizi götürülür.
Çeyizde ilk önce gelinin yastığı evden çıkarılır bu
yastık bir çocuk tarafından alınıp damat evine götürülür ve karşılığında bahşiş
alınır. Bunun dışında gelin sandığının üstüne oturulur ve bir miktar bahşiş
alınıncaya kadar kalkılmaz. Tüm çeyiz damat evine taşındıktan sonra gelin davul
zurna eşliğinde kapıda bekletilen atın yanına getirilir. Gelin evden çıkarken
davul zurna halay büke (gelin çıkarma) denilen bir müzik çalar. Gelin ata
binmeden yine birisi bahşiş almak için atın üstüne biner ve almadan inmez. Gelin
ata bindirilip ve dolaştırılarak evine götürülür. Evin balkonunun önünde
durulur. Balkonda duran sağdıç bir elmayi üç defa gelinin başında çevirdikten
sonra damada verir. Damat üç defa çevirdikten sonra gelinin başına bırakılır.
(gelinin zarar görmemesi için başına pamuk konur). Bunların dışında gelinin
başına kuruyemiş, şeker ve parada serpilir. Bu geleneğin amacı yeni kurulan
yuvanın bereketini artırmaktadır.
Gelinin eve girmeden önce eşige çifti nazardan korumak
için bir kaşık ve bardak konur. Gelin bunları kırarak içeri girer. Bu sırada
gelinin kucağına oğlan çocugu verilir. bunun amacı gelinin bir oğlan çocugunun
olmasıdır. İlçede soyun sürdürüleceği düşüncesiyle erkek çocuklara ilgi
fazladır.
Gelin ve damat odasına götürülür ve bir perdenin
arkasında düğün sonuna kadar oturtulur bu arada damat geline yüz görümlüğü
takar. Eğlencesi geç saatlere kadar sürer.
Sağdıçlık
İlçedeki düğünlerde sağdıçın çok büyük fonksiyonları
bulunmaktadır.
Sağdıç; düğün hazırlıkları ve her türlü organize işleri
yapmakla yükümlü olan kişidir. Bunun haricinde sağdıç, düğün boyunca damadın
yaninda bulunmak zorundadır. Sağdıçlık ilçe halkı için bir görevdir. Aileler
değer verdikleri ve sürekli bir yakınlıkları olması istedikleri aileye sağdıç
olmayı teklif ederler. Halkın deyimiyle (sağdıçlık, ahret kardeşliğidir) buda
sağdıçlığı yöre halkı tarafından ne kadar önemsendiğini ifade etmektedir.
Düğünden sonraki günlerde sağdıç gelin ve damadı görmeye gelir ve beraberinde
hediyeler getirir bir iki gün sonra ise damatla gelin sağdıcı ziyarete giderler
ve ona çeşitli hediyeler getirirler.
Sünnet dügünü
Çocuklar genellikle küçük yaşta sünnet edilir. Dostluğu
ve arkadaslığı pekiştirilmek isteyen kişiye kirvelik teklifi yapılır. Çocuğa
sünnet elbiseleri alınır ve çocuk bu elbiselerle akrabalar el öptürmeye gider.
Mevlit ve Kuran-ı Kerim okunup kirvenin kucağında sünnet gerçekleştirilir. Daha
sonra yemekler yenip eğlenceler düzenlenir. Çocuk bir hafta etek giyer
Sünnete çocuğun ameliyatınınn kirvenin eteğine
yapılmasından dolayı arada kan bağı olduğu sayılır ve taraflar akraba kabul
edilir. Bu yüzden kirve olan aileler birbirlerinden kız alıp vermezler.

El Sanatları
İlçedeki el sanatları içerisinde en çok dokuma ve
ahşap oymacılığı zengin örnekler ortaya koymuştur. Dokuma sanatında karşımıza
çıkan örnekler yöre halkının kendi beslediği hayvanların yün ve kıllarından
faydalanarak oluşturdukları iplerden meydana getirilmiştir. Hayvanlardan elde
edilen yünler ve kıllar temizce yıkanıp kurutulduktan sonra egirme yöntemiyle
iyice inceltilmektedir. İyice inceltilen yünler ve kıllar tesi adı verilen bir
aletle ip haline getirilmektedir. Daha sonra bu ipler kök boya ile istenilen
renge boyanmaktadır . Çoğu zamanda herhangi bir boya kullanılmadan iplerin doğal
halleri tercih edilmektedir. Dokuma sanatında daha çok karşımıza cacim , kilim ,
heybe , ve çuval örnekleri çıkmaktadır. Bu örnekler dokuma tezgâhlarında
dokunmaktadır. Dokuma tezgâhları haricinde eldiven, çorap, yastik, sicim , (
veris ) gibi örnekler ise elde sisle örülmektedir. Bu dokumalar dışında kızların
yaptığı el sanatları yazma , patik , gibi çesitli örgü ve panolar sayılabilir .
Dokuma sanatıyla birlikte önemli örnekler ortaya koyan çeyiz sandığı
gösterilebilir . Bu çeyiz sandığı oldukça zor bir teknik olan kündekari
tekniğinde yapılmakta olup malzeme itibariyle ceviz ağacından yapılmışlardır ,
çok nadirende olsa yörede genç kızlarımız halen bu çeyiz sandıklarında
yaptırmaktadırlar, Ayrıca ahşap malzemeden sandalye , kürsü masa , dolap ,
mutfak , aletleri gibi günlük yaşantıda kullanılan malzemeler yapılmaktadır .
Dokuma ve ahşap oyma tekniğinde yapılan tüm bu örnekler tam anlamıyla el emeği
göz nuru olup , üzerinde yöresel özellikleri de yansıtmalarıyla yöre kültürü
bakımından önemli unsurları teşkil etmektedir

Giyim - Kuşam
İlçede giyim tarzı yıllar geçtikçe değişiklik göstermiş ve günümüz şartlarına
uymaya başlamıştır.
Eskiden kadınlar bol desenli, renkli fistan dedikleri
elbise ve etekleri giyinirlerdi bu elbiselerin üzerine pestamal denilen önlüge
benzeyen bir örtü takılırdı bunların dışında canlı renklerde yelekler ve
kazaklar giyer başlarına da fes takarlardı. Fesin etrafi renkli pusilerle
sarilir ve en üstede beyaz bir tülbent örtülürdü.
Erkekler geçmis yillarda alta sal denilen salvar tipi
pantolon ve üstüne de sapik dedikleri bir tür yelek giyerlermiş.
Günümüzde bunların yerine pantolon ve ceket almıştır.
Ayrıca eskiden takılan şapkalar artık takılmamaktadır ayakkabılarda ise naylon
ayakkabı çarık ve lastiklerin yerine günümüz modern ayakkabıları almıştır.

Halk Oyunları
İlçe halkının eğlencelerinin önemli bir parçası da
halk oyunlarıdır . Genç yaşlı herkes halk oyunlarını oynar .Bu oyunlarda davul ,
zurna eşliğinde oynanır. Genelde bu oyunları kadınlar erkekler karışık oynar.
İlçede yöresel oyunlar dışında çevre illerde oynanan oyunlarda oynanır. Bunlar
Delilo, Çaydaçıra gibi oyunlardır. Yöresel oyunlarda Tanzara, Broneki,
Hosbilezik, Dellcan, Üçayak, Biranliz ( kardeşlik ) havay sunda pesta ( ileri
geri ) eysoqe
Biranlix ( Kardeslik ) : Eller ve
omuzlar bitişik. Ağır ayak hareketiyle başlanan ve
Sonra hızlanan, ileri – geri, gidip gelinerek oynanan
bir oyundur.
Eysoqe : Serçe parmaklar tutulup, iki
ileri bir geri gidilerek çekilen bir halaydır.
Halay sunda – pesta: Serçe parmaklar tutulur. Herkes
arka arkaya dizilir. Yanlara dogru ayak hareketiyle ileri doğru gibidir. Müziğin
ritmine göre aynı hareketle geriye dönülerek yapılan bir oyundur .

Oyun - Eğlence
Büyük Oyunlar
Ilçede oynana büyük oyunlarin çitir ve gogend' idr. (
yilbasi ) Gogend sayfa ( 28 ) Anlatildigi gibi kilik degistirme oynanan bir
skeçtir . Yalniz günümüzde bu oyunlar oynanmamaktadir.
Çocuk Oyunlari
Oynanan çocuk oyunlari her yerde bilinen türdeki oyunlar
disinda . Çoy xilxo ve Goa ço ( sopa topu ) denilen yöresel oyunlardir.
Çoy xilxo
En az 5- 6 kisiyle oynanir. Bir çubuk iki metre
uzunlugunda ince sögüt dalindan yapilan sopalar ve 25–30 santim uzunlugunda daha
kisa sopalayla oynanir. Kisa Sopa 10 metre uzaga oyuncularin paralel olarak
konur. Uzun sopalar yerden sürüklenerek ( xilxo) denilen kisa sopaya dogru
sürülür. Sopaya en uzakta ebe olur. Ebe sopayi Bekler. Oyuncular sopanin 10
metre uzaginda ellerindeki sopalarla “ xilxo “ denilen sopayi vurmaya çalisir.
Oyuncu sopanin yerinden oynattiktan sonra kosarak çubugu almaya çalisir. Ebe
olan küçük sopayi düzeltip digerlerinin sopalarini almalarina engel olur.
Goa ço ( Sopa Topu )
: En az 5–6 kisiyle oynanir. Bir kisi ebe olur. Yarim metre uzunlugunda
bir yuvarlak sopa (kullanilir. ( beyzbol sopasi gibi Ebe oyuncunun karsisinda
duru ve topu oyuncunun boyu kadar hava ya atar. Oyuncu topa vurarak uzaga
firlatmaya çalisir bu arada belirlenen kale çizgisine gidip geri dönmeye çalisir.
Oyuncu 3 atis hakkinda vardir. Böylece oyuncular sirayla oyunu tekrarlar.
 Yöresel
Yemeklerimiz
Yayladere ilçesinin kendine özgü birçok yemeği vardır.
Bu yemeklerin çogu hamur işidir, yani un, su, yağ vb… ile yapılmaktadır.
Bu yemekler su şekilde sıralanabilir:
a) Zervet
b) Siraperveç
c) Sira nane tenike
d) Keskek
e) Nane tavö
f) Qeygane
g) Eriste çorbasi
h) Yufka
i) Pargaci bezine
i) Heyre
j) Xlondor
Yayladere günlük konuşma dili Kürtçe olduğu için
yemeklerinin isimlerinin çogu kürtçedir. Bu yöresel yemeklerin önemli bir
özelliği tek tabağa konması ve herkesin beraber yemesidir.
Zervet: Un, tuz, su, kabartma tozu
yoğrularak hamur haline getirilir. Yapılan bu hamur yağlanan tepsinin içine
yerleştirilir ve pişirilir. Pişen hamurun üzerindeki kabuk ince bir şekilde
alınır. Hamurun içi çıkarılıp ufalanır. Pişen hamurun içi oyulduğu için bir
tabak görünümü alır. Ufalanan iş tabak şeklindeki “Pargaç” denilen kabuğun içine
konur. Üzerine kızgın yağ, kenarlarına ise sarımsaklı yoğurt gezdirilerek
servise sunulur.
Xilondor : Doğuran ineğin ilk sütüyle
yapılan bir çeşit peynirdir. Bu ilk süt çok yağlı olduğu için Xilondor sadece bu
sütten yapıla bilir. Süzülen sütün içine yumurta ve tuz konur daha sonra geniş
bir tencerenin içine su konur ve hazırlanan süt dolu kap tencerenin içine
oturtturularak suyun içinde kaynatılır. Bu yemeğin özelliği direk ateşle temas
etmeden suyun içinde kaynatılmasıdır.
• Kışa Hazırlık İçin Yapılan Gıdalar:
Erişte : Hamur yufka şeklinde açılır ve
güneşte biraz kurutulur sonra bu yufkalar toplanır ve küçük kareler seklinde
kesilir. Kesilen parçalar tekrar güneşin önüde serilerek kurumaya bırakılır.
Kurutulan bu parçalara erişte adı verilir.
Erişteyi yapacak olan ev komşu ve akrabaları yardıma
çağırır erişte güneş gören bir harmanda, damda yapılır herkesin yapacağı iş
bellidir. Yani insanlar arasında bir iş bölümü vardır. (Hamur yoğuranla, yufkayı
kesenler gibi) Bu hazırlanan eriştenin kışın çorbası yapılır ve bu çorba pastika
denilen bir peynirle hazırlanır.
Pastika : Birkaç günün ayranı toplanır
ve ekşimeye bırakılır daha sonra bir kazana konur ve ateşin üzerinde
kaynayıncaya kadar karıştırılır. Bir süre kaynadıktan sonra soğumaya bırakılır.
Soğuyan ayran ince bir tülbentten süzülür, tuzlanır ve postuk denilen kurutulmuş
hayvan derisine bastırılır.
Kavurma : Yazın belirlenen ve son
bahara kadar iyice beslenip şişmanlatılan hayvanlar kesilir. Etleri küçük küçük
kesilip kemiklerinden ayrılır büyük bir kazanda sürekli karıştırılarak pişirilir
pişen kavurma tenekelere doldurulur ve kış için saklanır yine kavurma yapmak
için komşu ve akrabalar toplanır ve yardıma gelirler.
• Yemekle ilgili adet ve adaplar:
Yemeklerde bütün aile bireyleri sofraya birlikte oturur.
Herkesin kendine ait tabağı vardır. Yemek beraber yenir. Yemeğe beslenme ile
başlanır. Yemek yendikten sonra ALLAH' a şükredilir ve sofradan kalkılır.
Daha önceleri yemekler küçük yer masalarında yenir ve
küçük taburelere oturulurdu. Günümüzde ise bunlar yerini büyük masa ve
sandalyelere birakmıştır ayrıca önceden tek tabakta yemek yenirken şimdi herkese
bir tabak düşmektedir. Günümüzde yalnız yöresel yemekler ortak yenmektedir.

Tedavi Yönetemlerimiz
Ilçede bir tane saglik ocagi bulunmaktadir Çatalkaya,
Bilekkaya ve Kalkanli köylerinde saglik evi bulunmaktadir. Fakat terör nedeniyle
bu saglik evleri kapatilmistir. Saglik Ocaginda 1 ebe, 2 hemsire, 2 doktor, 2
saglik memuru ve ambulans görevlisi bulunmaktadir. Yayladere Saglik Ocagi 1963
yilinda hizmet vermeye baslamistir. ( Bu bilgiler Yayladere Saglik ocagi hemsire
Arzu TÜRKER' den sözlü olarak alinmistir.)
Saglik sorunlarinin giderilmesinde günümüzde saglik
ocagi kullanilirken daha önceki yillarda geleneksel yöntemlere basvurulmaktaydi.
Mesala; bogmaca olan bir kisiyi iyilestirmek için gübre yigini içinde bir tünel
açilir ve hasta olan kisi bu tünelden geçirilirmis. Böylelikle bogmacanin
geçecegine inanilirmis.
Sarilik olan bir kisiyi iyilestirmek için dil alti
perdesi kesilir ve buradan sari bir sivi akarmis. Inanca göre böyle iyilesirmis.
Milinstank (Mantar Türü) köpegin idrari ile
iyilestirilecegine inanilirmis. Ayrica mantarli kismin etrafi sabit kalemle
çizilir ve içerisine dualar yazilirmis; böylelikle yara iyilesirmis.
Sigilleri tedavi etmek için sigil sayisi kadar arpa
tanesini hayvan böbreginin içine konulur. Yeni dogan ayda yani dolunayda islak
çimene gömülür. Ve ayrica bir avuç tuzda atese serpilir.
Kirik ve çikik bölge yerine oturtturulur daha sonra
yumurta sari, tuz, seker karisim bir bezin üzerine dökülür ve bez yarali bölgeye
baglanir üç gün geçtik ten sonra sarilan bez gevsetilir. Ama bu kez uzun süre
yarali bölgede sarili olarak birakilir
Yanik tedavisi için sögüt agacinin odunlari yakilir.
Çikan kömür iyice ezildikten sonra süzülür. Süzülen kömürün içine yumurta sarisi
katilip karistirilir böylelikle ortaya siyah bir merhem çikar bu merhem yanik
bölgeye sürülerek tedavisi yapilir.
Ayrica bir mantar türünün dolunay zamani arttigina
inanilir.
Saglik sorunlarinin
giderilmesinde kullanilan otlar:
Çiçega zer (sari çiçek) : Böbrek tasini
düsürmek için suyu kaynatilir ve içilir. Ayrica yillarca dökülmeden ve solmadan
kalabilen güzel bir süs bitkisidir.
Kesrim : Kirli ve rutubetli toprakta
yetisen genis yaprakli bir bitkidir. Yaralarin iyilestirilmesinde
kullanilmaktadir.
Nerbent : Yüzeyi kadifeye benzeyen gri
ve süslü bir bitkidir. Bu bitkide yaralarin iyilestirilmesinde kullanilmaktadir.
Kanayan yaranin üzerine kondugu zaman kani pirtilastirarak kanamayi durduran bir
özellige sahiptir.Ayrica yemeklerde kullanilan lezzetli bir bitkidir .
Simak : Baharat olarak kullanilir.
Ayrica kök boyasida yapilmaktadir.
Nerbent, rües, siyamu, sisik, güriz, pinpar, surink,
tirsok, (kuzu kulagi) siping, yemlik, kelenk, lilik, (anemon çiçeginin sapi)
gizer, (yer elmasi) xillok, gijok, kirpok, nancucuk, (madimak) simag, heliz.



.bmp)


 |