Sitemize HoşgeldinizBaşkanYatırım ve ProjelerimizİletişimFoto GaleriBasın
   

 

  Ana Sayfa
   Başkanlık
Başkanımız
 
Başkana Mesaj
 
Başkan Albüm
 
Basın Bülteni
 
Görev Yapan Başkanlar
 
Meclis ve Encümen Üye.
 
Mahalle ve Muhtarlarımız
 
   Belediyemiz

 Yazı İşleri Müdürlüğü
Mali Hizmetler Md.

 Fen İşleri Md.

 Zabıta Amirliği

 Evlendirme Memurluğu

 Personel Kadromuz

 
   İlçemiz
 İlçemiz Hakkında
 Yetiştirdiklerimiz
 Türküler Bizi Söyler
 Canlı Kameralar
 
Ziyaretçi Defteri
 ŞEHİTLERİMİZ
Yeni Evlenenler
 Y i t i r d i k l e r i m i z   
 Y ö r e s e l
 Foto Galeri
 Ulaşım

 
   Çalışmalarımız
 Yatırım ve Projelerimiz
 
Çalışmalarımız
 Beldemiz Dünü/Bugünü
 Meclis Kararları
 
Etkinliklerimiz

 
   Son Dakika

 Haber ve Duyurular
 Haber Arşivi
 
İhale İlanları


 
   İletişim

 E-mail
 
Dilek ve Şikayetleriniz

 
   Bilgi Edinme
 Borç Sorgulama
 Bilgi Edinme Yasası
Kamu Hizmet Standartları
Etik Komisyon Çalışması

   Webmaster

 

 

 Barınma

 

Yayladere ilçesindeki evlerin çogu yığma taştan yapılmış olmakla beraber son yıllarda yapılan binalar tuğla ve betondan yapılmıştır. Evlerin hepsi çatılı ve çatılar soğuk kış şartlarına uygun olan ince metal saç ile kaplıdır.

Evler iki katlı olup alt katta ahırlar bulunur evlerin iki kapısı var bunlarda biri alt katta ahırların bulunduğu bölüme açılır diğer kapıdan evin giriş kapısıdır.

Evin içindeki duvarlara (sağ) denilen badana yapılır. Bu bir çeşit beyaz topraktır. Ve sadece belirli bölgelerde bulunur. Tavanlar cisir denilen düzgün kesmli ağaçlarla kaplanmıştır. Son yıllarda ters tavan yapılan evlerin sayısı artmıştır. Evler genelde üç oda ve bir salondan oluşur. Evlerdeki mutfaklar oldukça geniştir. Yemekler genelde mutfakta yenir, ayrıca mutfakta ocak bulunur ve ekmekler bu ocakta yapılır.

Evlerin iç donanımı geleneksel bir görüntüden çıkmıştır. Oturma odalarındaki sırtlıkların ve minderlerin yerini kanepeler almıştır. Televizyon, telefon, radyo vb… gidi cihazlar oturma odasında bulunmaktadır. Bütün odalar genelde halı ve kilimlerle serilidir. Özellikle oturma odasinda duvar halıları ve resimler asılıdır. Ayrıca ilçedeki halkın çogu alevi olması nedeni ile Hazreti Ali' nin fotoğrafları asılıdır.

Evin bütün odaları soba kuruludur. Odun ve tezek yakacak olarak kullanılır. Mutfaktaki soba ve ocaklar hem ekmek, hem de yemek yapmak için kullanılır.

Yayladere ilçesinde elektriksiz hiçbir ev bulunmamaktadır. 1984 yılında ilçeye elektrik gelmiştir. Elektrik gelmeden önce çıra, gaz lambası, lüküs gibi araçlarla aydınlatılma yapılıyordu. Hala elektrik kesintileri olduğu zaman bu araçlar kullanılmaya devam e-
dilmektedir.
İlçe içme suyu açısından oldukça zengindir. İlçede birçok çeşme ve kaynak suyu
bulunmaktadır. Bütün evlere su tesisatı döşenmiştir. Çoğu evde belediyenin getirdiği şebeke suyu bulunmakla birlikte bir kısım hanede kendi kaynaklarıiyla evlerine su getirmiştir. Sulama içinde yine çeşme suyundan faydalanılmaktadır.


 Bayramlar, Özel Günler ve Ziyaret Yerleri

İlçede hem resmi hem de dini bayramlar kutlanmaktadır.

RESMİ BAYRAMLAR

Bu bayramlarda düzenlenen resmi törenlere tüm halk katılır ve ögrenciler tarafından gerçekleştirilen gösteriler seyredilir. Daha sonra resmi kurumlara bayram ziyaretleri gerçekleştirilir.

DİNİ BAYRAMLAR

İlçede dini bayramlara hazırlık birkaç gün önceden başlar. Hanımlar temizlik yaparlar. Tüm ev baştan aşaği temizlenir. Bayramdan bir gün önce yani arife günü yemekler yapılır. Tatlılar hazırlanır. Bütün halk mezarlığı ziyaret eder. Arife günü mezarlık oldukça kalabalık olur. O gün şeker, kuruyemiş gibi şeyler mezarliğa götürülür ve orada dağıtılır. Bayram dolayısıyla il dışından ilçeye birçok kişi gelir. Bunlar bayramlarını akrabalarının yanında kutlarlar. Bu yüzden ilçenin nüfusu bayramlarda artar.

Bayram sabahı ilçenin küçük büyük tüm erkekleri bayram namazı kılarlar. Namaz bitince herkes evine döner ve bayramlaşırlar. Ortalama namazdan bir saat sonra bayramlaşmak için evler dolaşılmaya başlanır. Gidilen evlerde şeker ve kolonyanın dışında yemek ve tatlı da ikram edilir. Çocuklar şeker toplar.

Bayram günleri uyumanın iyi olmadığını düşündüklerinden dolayı tüm ev halkı o gün erken kalkar.

Kurban bayramında ise maddi durumu iyi olanlar kurban keser, kurbanı bazıları arife günü bazıları da bayramın ilk günü keserler. Kurban öncelikle fakirlere ve komşulara dağıtılır.

Bayramın genelde ilk günü yoğun olarak geçer. Bu bayramın bir özelliği de yardımlaşmanın yoğun olmasıdır.

YILBAŞI

İlçede son yıllarda kutlanmaya başlanmıştır. Çünkü bundan önceki yıllarda hicri takvime göre yılbaşı kutlanıyordu. Yilbaşında özel yemekler hazırlanır. Akrabalar ve komşular bir evde toplanır ve geç saatlere kadar sohbet eder; eğlenirler.

GOGEND (HİCRİ YILBAŞI)

İki genç karik ve pirik denilen yaşlı kadın ve erkek kılığına girerler. Yanlarına birkaç kişi ve ayrıca bir de heybe alıp ev ev dolasarak erzak toplarlar. Sonra toplanan yiyecekler bir evde hep beraber yenir. Genelde bu eğlenceye gençler katılır.

Ayrıca kızlar bir evde toplanıyorlar ve çorba yapıyorlar. Yapılan çorbanın içine üç parça ufak ağaç kerteleyip atıyorlar. Agaçlardan birisine deli ağaç, birisine risk ağacı ve diğerine de rençber deniliyor. Kimin kasığına bu ağaçlar gelirse hakkını kabul ediyor.

VARTI VAR (GÜL ZAMANI)

Varti Var yöreye özgü bir nevi bayram, ziyaret ve eğlencedir. 25 Temmuz' da Yayladere merkezi ve köyleri; ayrıca çevredeki diğer komşu köylerdeki insanlar Sülbüs' de toplanır. (Sülbüs ilçenin en yüksek dağı ayrıca ziyaret yeridir.) Sülbüs' e gitmeden önce herkes evinde kete denilen yağlı ekmeği pişirir ve Sülbüs'e götürür. Bunların dışında kurbanlar kesilir, dualar edilir, zikir yapılır, halk oyunları ve cirit oynanır. Giden halk Sülbüs Dagi' nda üç gün kalır. Bunların kimisi eteğinde kimisi ise dağın tepesinde kalmaktadır. Dağın tepesinde kalanların amacı güneşin doğuşunu seyretmektir. Fakat günümüzde Varti Var kutlanmamaktadır.

ZİYARETLER

SÜLBÜS ZIYARET YERİ: Kutsal bir dağ olduguna inanılır. Herkes oraya gidip dualar ve zikirler eder. Ayrıca kurbanlar kesilir ve adaklar adanır. Sülbüs halk için çok büyük bir öneme sahip bir ziyarettir. Sülbüs' de belirli bir taşın altında (taverik) denilen ve yerli halkça kutsal sayılan bir tür toprak bulunmaktadır. İnsanlar bu topraktan tadımlık alıp yemektedirler. Yine bu taşın altında mumlar yakılıp adaklar adanmaktadır.

Halk arasında Sülbüs' deki ziyaretle ilgili birçok hikâye anlatılmaktadır. Bu hikâyelerden birçoğu yaşanan olayların nesilden nesile aktarılması ile günümüze kadar gelmiştir. Örneğin:

Silamane Gule adindaki kişiye o dönemin önemli derebeylerinden Mire ihanet ettiği şeklinde iftira atılıyor ve Gulabin ‘i asmak için Mir'in adamları onu alıp götürüyorlar. Sülbüs'ün önünden geçerken Gulabin “ Benim Mire hilem varsa ocağım yıkılsın, yoksa bunu Mir'e göster” diye dua ediyor. Bu arada Mir'in evinin üzerinde bir bulut toplanıyor ve Mir ‘in evinin üzerine yıldirım düşüyor. Evinin yarısı yıldırımla yıkılan Mir Gulabin ‘i karşılamaya gidiyor ve onu serbest bırakıyorlar.

NUR DEDE (Sixarun) ZIYARET YERİ: Korlu köyünde bulunan bu ziyaret yeri; keramet sahibi bir dedenin türbesidir. Anlatılanlara göre Nur dede (Sixarun) o dönemin padişahları tarafından Orta Asya da bu bölgeye rençberlik etmesi ve buradaki halka yol göstermesi için gönderilmiştir. Korlu köyüne yerleşen Nur dede halk arasında oldukça sevilip sayılıyormuş. Bir gün Sultan Yavuz Kubay Çan köyüne geliyor ve orada atının bacağı kırılıyor. Sultan Yavuz Nur dedenin atını iyileştirebileceğini öğreniyor. Ve Nur dedenin yanına iki asker gönderiyor. Askerler Sixarun'un yanina geldiklerinde onun bahçede salatalık ektiğini görüyorlar. Nur dede bir yandan salatalık ekerken bir yandan ektiği salatalıklar meyve veriyormuş. O bu salatalıklardan iki tanesini askerlere veriyor ve sultanın yanına gidene kadar yemeyin diyor. Fakat askerlerden biri salatalığın birini yiyor ve ölüyor. Mevsimlerden ilkbahar olduğu için akarsular oldukça gür akıyor. Nur dede akarsudan karşıya geçebilmek için hırkasını çıkarıp suyun üzerine atıyor ve karşıya geçip sultanin yanına gidiyor.

Sultan “ atamın ayağı kırıldı. İyileştirebilir misin? Diye Nur dedeye soruyor. O da atın yanına gidiyor ve ayağına dokunup iyilestiriyor.

Sixarun'un kerametlerini gören Bamasur (o dönemin bilginlerinden biri) Sixarun'a senin adin Nur dede olsun diyor.

Bir gün dört kişi Nur dedenin yanına geliyor ve “bize keramet göster, müridin olalim” diyorlar. O gece Nur dedenin evinde uyuyorlar. Sabahleyin uyandiklarinda kendilerinin aynı yerde, onun ise evin başka bir yerde oldugunu görüyorlar. Bunun üzerine Nur dede onları çocukları diye yanına alıyor. Nur dede öldüğü zaman ona bir türbe yapılıyor. Türbesi şu an Korlu köyünde bulunmaktadır.

Hıdır İlyas: Çalıkağa köyünde bulunan bu ziyarette yine keramet sahibi bir dedenin ziyaretidir. Bu ziyaretin hikâyesi de halk arasında anlatılarak günümüze kadar gelmiştir. Buna göre:

İlçenin yakınlarındaki bir köyde hatırı sayılır bir beyin kızı hastalanır ve birçok doktora götürülür fakat bir sonuç elde edemezler. Bir gün birisi Çalık Ağa (Herdif) köyünde Hıdır İlyas adında birinin yaşadığını ve hasta olan kızına onun yardımcı olabileceğini söylüyor. Bunun üzerine her tarafta kar olmasına rağmen kızaklarla hastayı Hıdır İlyas'ın evine götürüyorlar. ( Rivayetlere göre kendisinin fakir olduğu ve misafirlere ikram etmek için karı eline alıp mantar haline getirdiği söylenir.) Hasta kızın durumu Hıdır İlyas' a anlatılır ve oda elindeki asa ile kıza dokunur, asa elinde çatlar ve kiz iyileşir. Hıdır İlyas bu asayı kızın babasına verir. Ona “ bu asayı götür ve bir kuyumcuda gümüş bilezik taktır. Fakat asaya çivi çakmasınlar “ der. Daha sonra adam asayı kuyumcuya götürür ve olanlari anlatır. Çivi çakılmamasını söylemesine rağmen kuyumcu asaya çiviyi çakar ve asadan kan fiskirir ve bu sırada kuyumcunun oğlu ölür. Ve asada ortadan kaybolur. Aradan uzun yillar geçtikten sonra Hıdır İlyas ölünce nası ilk patika yolun alt tarafına gömülür. Üçüncü gün mezarlığa gelindiğinde ise mezarın yolun üst tarafına taşındığı ve üstünde güllerin açtığı görülür. Bu güller hala mezarın üzerinde bulunmaktadır.

CONAGE ZİYARET YERİ: Sarıtosun mahallesinde bulunan bu ziyarete keramet sahibi iki kardeşin yattığı söylenmektedir. Fakat bu ziyaretle ilgili kesin bir bilgi yoktur. Bu ziyaretin diğer ziyaretlerden farkı giyinilen kıyafet ve adanılan adaktır. Yani bu ziyarete gidilirken siyah kıyafet giyilmez. Adak olarak horoz götürülür ve horoz kesilmeden oradaki insanlara verilir. Hem bu ziyarette hem de diğer ziyaretlerde eğer rahatsız olan biri varsa ve iyileşmek için gidiyorsa rahatsız olan kişi ziyaretin yanında rüyaya yatar.

Konya Sur : Bölgede bazı çeşmeler kutsal sayılır. Bu çeşmelerden biride Konya Sur yanı kırmızı çeşmedir. Bu çeşmede sarı saçlı bir kızın sürekli olarak varlığından bahsedilir. Bazı kişiler bu kızı gördüklerini anlatırlar. Bu yüzden burası da kutsal sayılıp kurbanlar kesilir.

EVLİLİK

Kız İsteme, Söz, Nişan

Yayladere ilçesinde özellikle günümüzde genç kız ve erkekler genel olarak birbirlerini önceden görüp kararlarını verirler. Buna rağmen görücü usulü evlilikte bu zamana kadar etkisini kaybetmeden süre gelen bir gelenektir.

Görücü usulünde genellikle tavsiye üzerine erkeğin annesi, ablası gibi yakınları kızı görmeye giderler ve kız her açıdan incelenir. Beğenilirse delikanlının kızı görmesi sağlanır. Delikanlı ve kız birbirlerini beğenirlerse, erkek tarafının hanımları kızın ve ailesinin görüşlerini alırlar. Kız tarafı olumlu olursa erkek tarafı haber vererek kız istemeye gider. Kızı istemeye erkeğin annesi, babası, birinci dereceden akrabaları ve hatırı sayılan kişiler gider. Yine kız tarafından kızın akrabaları ve yakınları orada bulunurlar. Bir süre sohbet edildikten sonra “Allah ‘in emri ve peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz.” denir kız tarafı kızlarını vereceklerse kızın babası“ Kader olmuşsa bir şey diyemeyiz “ diyerek razı olduklarını bildirir. Sonra kız tarafından istekleri sorulur. Kiz tarafı istediklerini söyler. Eskiden mutlaka başlık parası alınırdı, fakat günümüzde alınmamaktadır. Bunun dışında bazı ailelerin anne için süt hakkı isteği olur. Süt hakkında erkek tarafı kızın annesine veya kardeşlerine altın bilezik vb. değerli eşyalar verir.

Bazen kızın istemesinin hemen ardından şerbet içilip söz kesilir. Bazen de söz kesme, isteme olayından birkaç hafta sonra yapılır. Söz kesmeden kısa bir süre sonra nişan yapılır.

 

Nişanın Amacı : Verilen sözü belirtmek, çevredeki insanlara duyurmak ve gençlerin evlilikleri ve gençlerin evlilikleri için hazırlık yapmalarına imkan vermektir.

Nişan genelde kız tarafında yapılır. Yine şerbet Eğlenceler düzenlenir. Hatırı sayılır bir büyük tarafından kıza ve delikanlıya nişan yüzükleri takılır.

 

Toplum yapısının düz bir çizgi değil de, döngüsel bir çizgi izlemesinin onun sosyal yapısında sürekli bir yenileşme, değişme ve gelişmelerin olduğu belirtilmektedir. Toplumdaki sos yo – kültürel değişmelere paralel olarak eş seçiminde değişmeler olmuştur. Böylece toplumumuzda modernleşme süreci ile birlikte, evlenecek olan tarafların kendi iradeleri doğrultusunda bir araya gelip anlaşarak hayatlarını birleştirmek konusunda daha özgür davranabildiklerini belirtebiliriz.

İlçede anne babanın izni olmadan kaçarak evlenenlerin sayısı azdır. Genelde kız kaçırmaya olumlu yaklaşılmaktadır. Bu olay hoş karşılanmamaktadır.

 

Düğün

Genelde nişanın uzamamasına dikkat edilir. Nişandan kısa bir süre sonra düğün yapılır. Düğünden birkaç gün önce akrabalar yakınlara haber verilir, düğüne davet edilir. Normalde ilçede düğünler üç gün sürüyor fakat günümüzde ekonomik yetersizliklerden dolayı bazıları düğünleri bir güne sığdirıyor ve düğün salonlarında yapıyorlar.

Bunların dışında normalde üç gün süren düğünün birinci günü hayvanlar kesilir yemekler yapılır. Damadın yakın akrabaları davul zurna eşliğinde atlarla evlerinden alınarak damat evine getirilir ve orada geç saatlere kadar halaylar çekilir.

İkinci gün gündüz yine davul zurna eşliğinde eğlenirler. O gece kına gecesidir. Kına gecesinde erkek tarafından seçilen berbu (yenge) denilen üç kişiye yöresel kıyafetler giydirilerek ata bindirilir ve ilçede dolastırılarak kız evine getirilir.

Kına gecesi için hazırlık yapılır. Gelinin başına kırmızı bir pusi ve tülbent örtülerek odanın ortasına oturtulur. Genç kızlar ellerine mumlar ve kınayla gelinin etrafında şarkı söyler ve oynarlar. Genelde gelin ağlatılmaya çalışılır. Ardından berbu yani yengeler tarafından geline kınalar yakılır. Gelinin avucuna kınayla birlikte demir para konulur ve üç defa bu para çocuklar tarafından kaçırılır. Kına yakıldıktan sonra bir süre eğlenceler devam eder. Daha sonra damat tarafına gidilir. Damadı misayi (sagdiç) hazırlar. Damada da kına yakılır ve eğlenceler geç saatlere kadar sürer.

Dügünün son günü yani üçüncü günü “ gelin çıkarma “ dir. Berbular davul zurnayla kız evine giderler. Daha önceleri yöresel kıyafetler giydirilerek süslenen gelinler günümüzde gelinlik giymeyi tercih etmektedirler. Gelinlik giyen kızın babası ya da agabeyleri tarafından beline kemer (kurdele) bağlanır gelin evden çıkmadan önce gelinin çeyizi götürülür.

Çeyizde ilk önce gelinin yastığı evden çıkarılır bu yastık bir çocuk tarafından alınıp damat evine götürülür ve karşılığında bahşiş alınır. Bunun dışında gelin sandığının üstüne oturulur ve bir miktar bahşiş alınıncaya kadar kalkılmaz. Tüm çeyiz damat evine taşındıktan sonra gelin davul zurna eşliğinde kapıda bekletilen atın yanına getirilir. Gelin evden çıkarken davul zurna halay büke (gelin çıkarma) denilen bir müzik çalar. Gelin ata binmeden yine birisi bahşiş almak için atın üstüne biner ve almadan inmez. Gelin ata bindirilip ve dolaştırılarak evine götürülür. Evin balkonunun önünde durulur. Balkonda duran sağdıç bir elmayi üç defa gelinin başında çevirdikten sonra damada verir. Damat üç defa çevirdikten sonra gelinin başına bırakılır. (gelinin zarar görmemesi için başına pamuk konur). Bunların dışında gelinin başına kuruyemiş, şeker ve parada serpilir. Bu geleneğin amacı yeni kurulan yuvanın bereketini artırmaktadır.

Gelinin eve girmeden önce eşige çifti nazardan korumak için bir kaşık ve bardak konur. Gelin bunları kırarak içeri girer. Bu sırada gelinin kucağına oğlan çocugu verilir. bunun amacı gelinin bir oğlan çocugunun olmasıdır. İlçede soyun sürdürüleceği düşüncesiyle erkek çocuklara ilgi fazladır.

Gelin ve damat odasına götürülür ve bir perdenin arkasında düğün sonuna kadar oturtulur bu arada damat geline yüz görümlüğü takar. Eğlencesi geç saatlere kadar sürer.

 

Sağdıçlık

İlçedeki düğünlerde sağdıçın çok büyük fonksiyonları bulunmaktadır.

Sağdıç; düğün hazırlıkları ve her türlü organize işleri yapmakla yükümlü olan kişidir. Bunun haricinde sağdıç, düğün boyunca damadın yaninda bulunmak zorundadır. Sağdıçlık ilçe halkı için bir görevdir. Aileler değer verdikleri ve sürekli bir yakınlıkları olması istedikleri aileye sağdıç olmayı teklif ederler. Halkın deyimiyle (sağdıçlık, ahret kardeşliğidir) buda sağdıçlığı yöre halkı tarafından ne kadar önemsendiğini ifade etmektedir. Düğünden sonraki günlerde sağdıç gelin ve damadı görmeye gelir ve beraberinde hediyeler getirir bir iki gün sonra ise damatla gelin sağdıcı ziyarete giderler ve ona çeşitli hediyeler getirirler.

 

Sünnet dügünü

Çocuklar genellikle küçük yaşta sünnet edilir. Dostluğu ve arkadaslığı pekiştirilmek isteyen kişiye kirvelik teklifi yapılır. Çocuğa sünnet elbiseleri alınır ve çocuk bu elbiselerle akrabalar el öptürmeye gider. Mevlit ve Kuran-ı Kerim okunup kirvenin kucağında sünnet gerçekleştirilir. Daha sonra yemekler yenip eğlenceler düzenlenir. Çocuk bir hafta etek giyer

Sünnete çocuğun ameliyatınınn kirvenin eteğine yapılmasından dolayı arada kan bağı olduğu sayılır ve taraflar akraba kabul edilir. Bu yüzden kirve olan aileler birbirlerinden kız alıp vermezler.

 El Sanatları

İlçedeki el sanatları içerisinde en çok dokuma ve ahşap oymacılığı zengin örnekler ortaya koymuştur. Dokuma sanatında karşımıza çıkan örnekler yöre halkının kendi beslediği hayvanların yün ve kıllarından faydalanarak oluşturdukları iplerden meydana getirilmiştir. Hayvanlardan elde edilen yünler ve kıllar temizce yıkanıp kurutulduktan sonra egirme yöntemiyle iyice inceltilmektedir. İyice inceltilen yünler ve kıllar tesi adı verilen bir aletle ip haline getirilmektedir. Daha sonra bu ipler kök boya ile istenilen renge boyanmaktadır . Çoğu zamanda herhangi bir boya kullanılmadan iplerin doğal halleri tercih edilmektedir. Dokuma sanatında daha çok karşımıza cacim , kilim , heybe , ve çuval örnekleri çıkmaktadır. Bu örnekler dokuma tezgâhlarında dokunmaktadır. Dokuma tezgâhları haricinde eldiven, çorap, yastik, sicim , ( veris ) gibi örnekler ise elde sisle örülmektedir. Bu dokumalar dışında kızların yaptığı el sanatları yazma , patik , gibi çesitli örgü ve panolar sayılabilir . Dokuma sanatıyla birlikte önemli örnekler ortaya koyan çeyiz sandığı gösterilebilir . Bu çeyiz sandığı oldukça zor bir teknik olan kündekari tekniğinde yapılmakta olup malzeme itibariyle ceviz ağacından yapılmışlardır , çok nadirende olsa yörede genç kızlarımız halen bu çeyiz sandıklarında yaptırmaktadırlar, Ayrıca ahşap malzemeden sandalye , kürsü masa , dolap , mutfak , aletleri gibi günlük yaşantıda kullanılan malzemeler yapılmaktadır . Dokuma ve ahşap oyma tekniğinde yapılan tüm bu örnekler tam anlamıyla el emeği göz nuru olup , üzerinde yöresel özellikleri de yansıtmalarıyla yöre kültürü bakımından önemli unsurları teşkil etmektedir

 Giyim - Kuşam

İlçede giyim tarzı yıllar geçtikçe değişiklik göstermiş ve günümüz şartlarına uymaya başlamıştır.

Eskiden kadınlar bol desenli, renkli fistan dedikleri elbise ve etekleri giyinirlerdi bu elbiselerin üzerine pestamal denilen önlüge benzeyen bir örtü takılırdı bunların dışında canlı renklerde yelekler ve kazaklar giyer başlarına da fes takarlardı. Fesin etrafi renkli pusilerle sarilir ve en üstede beyaz bir tülbent örtülürdü.

Erkekler geçmis yillarda alta sal denilen salvar tipi pantolon ve üstüne de sapik dedikleri bir tür yelek giyerlermiş.

Günümüzde bunların yerine pantolon ve ceket almıştır. Ayrıca eskiden takılan şapkalar artık takılmamaktadır ayakkabılarda ise naylon ayakkabı çarık ve lastiklerin yerine günümüz modern ayakkabıları almıştır.

 Halk Oyunları

İlçe halkının eğlencelerinin önemli bir parçası da halk oyunlarıdır . Genç yaşlı herkes halk oyunlarını oynar .Bu oyunlarda davul , zurna eşliğinde oynanır. Genelde bu oyunları kadınlar erkekler karışık oynar. İlçede yöresel oyunlar dışında çevre illerde oynanan oyunlarda oynanır. Bunlar Delilo, Çaydaçıra gibi oyunlardır. Yöresel oyunlarda Tanzara, Broneki, Hosbilezik, Dellcan, Üçayak, Biranliz ( kardeşlik ) havay sunda pesta ( ileri geri ) eysoqe

Biranlix ( Kardeslik ) : Eller ve omuzlar bitişik. Ağır ayak hareketiyle başlanan ve

Sonra hızlanan, ileri – geri, gidip gelinerek oynanan bir oyundur.

Eysoqe : Serçe parmaklar tutulup, iki ileri bir geri gidilerek çekilen bir halaydır.

Halay sunda – pesta: Serçe parmaklar tutulur. Herkes arka arkaya dizilir. Yanlara dogru ayak hareketiyle ileri doğru gibidir. Müziğin ritmine göre aynı hareketle geriye dönülerek yapılan bir oyundur .

 

 Oyun - Eğlence

Büyük Oyunlar

Ilçede oynana büyük oyunlarin çitir ve gogend' idr. ( yilbasi ) Gogend sayfa ( 28 ) Anlatildigi gibi kilik degistirme oynanan bir skeçtir . Yalniz günümüzde bu oyunlar oynanmamaktadir.

Çocuk Oyunlari

Oynanan çocuk oyunlari her yerde bilinen türdeki oyunlar disinda . Çoy xilxo ve Goa ço ( sopa topu ) denilen yöresel oyunlardir.

Çoy xilxo

En az 5- 6 kisiyle oynanir. Bir çubuk iki metre uzunlugunda ince sögüt dalindan yapilan sopalar ve 25–30 santim uzunlugunda daha kisa sopalayla oynanir. Kisa Sopa 10 metre uzaga oyuncularin paralel olarak konur. Uzun sopalar yerden sürüklenerek ( xilxo) denilen kisa sopaya dogru sürülür. Sopaya en uzakta ebe olur. Ebe sopayi Bekler. Oyuncular sopanin 10 metre uzaginda ellerindeki sopalarla “ xilxo “ denilen sopayi vurmaya çalisir. Oyuncu sopanin yerinden oynattiktan sonra kosarak çubugu almaya çalisir. Ebe olan küçük sopayi düzeltip digerlerinin sopalarini almalarina engel olur.

Goa ço ( Sopa Topu ) : En az 5–6 kisiyle oynanir. Bir kisi ebe olur. Yarim metre uzunlugunda bir yuvarlak sopa (kullanilir. ( beyzbol sopasi gibi Ebe oyuncunun karsisinda duru ve topu oyuncunun boyu kadar hava ya atar. Oyuncu topa vurarak uzaga firlatmaya çalisir bu arada belirlenen kale çizgisine gidip geri dönmeye çalisir. Oyuncu 3 atis hakkinda vardir. Böylece oyuncular sirayla oyunu tekrarlar.

 

 Yöresel Yemeklerimiz

Yayladere ilçesinin kendine özgü birçok yemeği vardır. Bu yemeklerin çogu hamur işidir, yani un, su, yağ vb… ile yapılmaktadır.

Bu yemekler su şekilde sıralanabilir:

a) Zervet
b) Siraperveç
c) Sira nane tenike
d) Keskek
e) Nane tavö
f) Qeygane
g) Eriste çorbasi
h) Yufka
i) Pargaci bezine
i) Heyre
j) Xlondor

Yayladere günlük konuşma dili Kürtçe olduğu için yemeklerinin isimlerinin çogu kürtçedir. Bu yöresel yemeklerin önemli bir özelliği tek tabağa konması ve herkesin beraber yemesidir.

Zervet: Un, tuz, su, kabartma tozu yoğrularak hamur haline getirilir. Yapılan bu hamur yağlanan tepsinin içine yerleştirilir ve pişirilir. Pişen hamurun üzerindeki kabuk ince bir şekilde alınır. Hamurun içi çıkarılıp ufalanır. Pişen hamurun içi oyulduğu için bir tabak görünümü alır. Ufalanan iş tabak şeklindeki “Pargaç” denilen kabuğun içine konur. Üzerine kızgın yağ, kenarlarına ise sarımsaklı yoğurt gezdirilerek servise sunulur.

Xilondor : Doğuran ineğin ilk sütüyle yapılan bir çeşit peynirdir. Bu ilk süt çok yağlı olduğu için Xilondor sadece bu sütten yapıla bilir. Süzülen sütün içine yumurta ve tuz konur daha sonra geniş bir tencerenin içine su konur ve hazırlanan süt dolu kap tencerenin içine oturtturularak suyun içinde kaynatılır. Bu yemeğin özelliği direk ateşle temas etmeden suyun içinde kaynatılmasıdır.

•  Kışa Hazırlık İçin Yapılan Gıdalar:

Erişte : Hamur yufka şeklinde açılır ve güneşte biraz kurutulur sonra bu yufkalar toplanır ve küçük kareler seklinde kesilir. Kesilen parçalar tekrar güneşin önüde serilerek kurumaya bırakılır. Kurutulan bu parçalara erişte adı verilir.

Erişteyi yapacak olan ev komşu ve akrabaları yardıma çağırır erişte güneş gören bir harmanda, damda yapılır herkesin yapacağı iş bellidir. Yani insanlar arasında bir iş bölümü vardır. (Hamur yoğuranla, yufkayı kesenler gibi) Bu hazırlanan eriştenin kışın çorbası yapılır ve bu çorba pastika denilen bir peynirle hazırlanır.

Pastika : Birkaç günün ayranı toplanır ve ekşimeye bırakılır daha sonra bir kazana konur ve ateşin üzerinde kaynayıncaya kadar karıştırılır. Bir süre kaynadıktan sonra soğumaya bırakılır. Soğuyan ayran ince bir tülbentten süzülür, tuzlanır ve postuk denilen kurutulmuş hayvan derisine bastırılır.

Kavurma : Yazın belirlenen ve son bahara kadar iyice beslenip şişmanlatılan hayvanlar kesilir. Etleri küçük küçük kesilip kemiklerinden ayrılır büyük bir kazanda sürekli karıştırılarak pişirilir pişen kavurma tenekelere doldurulur ve kış için saklanır yine kavurma yapmak için komşu ve akrabalar toplanır ve yardıma gelirler.

•  Yemekle ilgili adet ve adaplar:

Yemeklerde bütün aile bireyleri sofraya birlikte oturur. Herkesin kendine ait tabağı vardır. Yemek beraber yenir. Yemeğe beslenme ile başlanır. Yemek yendikten sonra ALLAH' a şükredilir ve sofradan kalkılır.

Daha önceleri yemekler küçük yer masalarında yenir ve küçük taburelere oturulurdu. Günümüzde ise bunlar yerini büyük masa ve sandalyelere birakmıştır ayrıca önceden tek tabakta yemek yenirken şimdi herkese bir tabak düşmektedir. Günümüzde yalnız yöresel yemekler ortak yenmektedir.

 

 Tedavi Yönetemlerimiz

   

Ilçede bir tane saglik ocagi bulunmaktadir Çatalkaya, Bilekkaya ve Kalkanli köylerinde saglik evi bulunmaktadir. Fakat terör nedeniyle bu saglik evleri kapatilmistir. Saglik Ocaginda 1 ebe, 2 hemsire, 2 doktor, 2 saglik memuru ve ambulans görevlisi bulunmaktadir. Yayladere Saglik Ocagi 1963 yilinda hizmet vermeye baslamistir. ( Bu bilgiler Yayladere Saglik ocagi hemsire Arzu TÜRKER' den sözlü olarak alinmistir.)

Saglik sorunlarinin giderilmesinde günümüzde saglik ocagi kullanilirken daha önceki yillarda geleneksel yöntemlere basvurulmaktaydi. Mesala; bogmaca olan bir kisiyi iyilestirmek için gübre yigini içinde bir tünel açilir ve hasta olan kisi bu tünelden geçirilirmis. Böylelikle bogmacanin geçecegine inanilirmis.

Sarilik olan bir kisiyi iyilestirmek için dil alti perdesi kesilir ve buradan sari bir sivi akarmis. Inanca göre böyle iyilesirmis.

Milinstank (Mantar Türü) köpegin idrari ile iyilestirilecegine inanilirmis. Ayrica mantarli kismin etrafi sabit kalemle çizilir ve içerisine dualar yazilirmis; böylelikle yara iyilesirmis.

Sigilleri tedavi etmek için sigil sayisi kadar arpa tanesini hayvan böbreginin içine konulur. Yeni dogan ayda yani dolunayda islak çimene gömülür. Ve ayrica bir avuç tuzda atese serpilir.

Kirik ve çikik bölge yerine oturtturulur daha sonra yumurta sari, tuz, seker karisim bir bezin üzerine dökülür ve bez yarali bölgeye baglanir üç gün geçtik ten sonra sarilan bez gevsetilir. Ama bu kez uzun süre yarali bölgede sarili olarak birakilir

Yanik tedavisi için sögüt agacinin odunlari yakilir. Çikan kömür iyice ezildikten sonra süzülür. Süzülen kömürün içine yumurta sarisi katilip karistirilir böylelikle ortaya siyah bir merhem çikar bu merhem yanik bölgeye sürülerek tedavisi yapilir.

Ayrica bir mantar türünün dolunay zamani arttigina inanilir.

Saglik sorunlarinin giderilmesinde kullanilan otlar:

Çiçega zer (sari çiçek) : Böbrek tasini düsürmek için suyu kaynatilir ve içilir. Ayrica yillarca dökülmeden ve solmadan kalabilen güzel bir süs bitkisidir.

Kesrim : Kirli ve rutubetli toprakta yetisen genis yaprakli bir bitkidir. Yaralarin iyilestirilmesinde kullanilmaktadir.

Nerbent : Yüzeyi kadifeye benzeyen gri ve süslü bir bitkidir. Bu bitkide yaralarin iyilestirilmesinde kullanilmaktadir. Kanayan yaranin üzerine kondugu zaman kani pirtilastirarak kanamayi durduran bir özellige sahiptir.Ayrica yemeklerde kullanilan lezzetli bir bitkidir .

Simak : Baharat olarak kullanilir. Ayrica kök boyasida yapilmaktadir.

Nerbent, rües, siyamu, sisik, güriz, pinpar, surink, tirsok, (kuzu kulagi) siping, yemlik, kelenk, lilik, (anemon çiçeginin sapi) gizer, (yer elmasi) xillok, gijok, kirpok, nancucuk, (madimak) simag, heliz.

 

 

 

 

 

 

 

 
 


 


 
 

Copyright ©2011   Belediye Başkanlığı    Designed by KC GRUP